Tweetlerim

Makalelerim...

TÜRKİYE’DEKİ FİRMALARIN ENERJİ TEMALI SOSYAL SORUMLULUK KAMPANYALARINA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ

Yrd.Doç.Dr. Nihal Paşalı TAŞOĞLU

Öğr.Gör. Aybike Serttaş ERTİKE

Özet:

Firmalar stratejik bir halkla ilişkiler çalışması olarak sosyal sorumluluk kampanyaları gerçekleştirmekte ve böylelikle hedef kitlelerine toplumsal duyarlılıklarını ve iyi bir kurumsal vatandaş olduklarını göstermeye çabalamaktadırlar. Ancak kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ile “neden temelli pazarlama” (cause-related marketing) kavramı bazen birbirinin yerine kullanılmaktadır. Oysa “sosyal sorumluluk” kavramı, “neden temelli pazarlama”dan daha stratejiktir ve uzun vadeli planlama gerektirmektedir. Sosyal sorumluluk kavramını; işletmelerin ekonomik, yasal ve etik açıdan sorumluluklarını yerine getirmesi ve toplumun kendisinden beklentilerini kaynaklarının elverdiği ölçüde gerçekleştirmesi olarak tanımlamak mümkündür. Neden temelli pazarlama ise işletmenin sosyal sorumluluk projesini uygularken pazarlama için nedenler yaratması ve müşterilerini bu sürece katması, bir başka deyişle sosyal konuyu pazarlama amaçlı kullanmasıdır.
Enerji tüketiminin mümkün olan en alt düzeyde tutulması, enerjinin en tasarruflu ve verimli bir şekilde kullanılması bir sosyal sorumluluk konusu olarak hükümetler kadar firmaları da yakından ilgilendirmektedir. Araştırmada, enerji temalı sosyal sorumluluk kampanyaları incelenip neden temelli pazarlama örnekleri ile gerçek sosyal sorumluluk kampanya örnekleri arasındaki farklar ortaya konacaktır.

SOSYAL SORUMLULUK KAVRAMI VE FİRMALARIN SOSYAL SORUMLULUKLARI

Sosyal sorumluluk kavramı, toplumsal sorunların belirlenmesi ve bu sorunlara duyarlılık göstererek çözümü için çaba sarf edilmesi olarak tanımlanabilir. Sosyal sorumluluk, tüm toplumu ilgilendiren ve çözüm gerektiren sorunlar söz konusu olduğunda gündeme gelen bir konsepttir.
Günümüzde sosyal sorumluluk ile ilgili olarak kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri kadar firmalara da önemli görevler düşmektedir. Artan sayıda tüketici, işletmeleri ve onların kamuoyuna yansıyan yüzleri olarak pazarlama çabalarını daha duyarlı bir şekilde irdelemekte, tüketicilerin kurumlardan beklentileri giderek artmaktadır. (Torlak, 2007: 87) Artık tüketiciler firmaların iyi ürün ve hizmet üretmesi ve sunması yanında, üretim koşulları ve üretim sırasında çevreye verilen tahribat gibi konularda giderek bilinçlenmekte ve firmalara hesap sorabilmektedir.
Kotler ve Lee, kurumsal sosyal sorumluluğu, “kurumsal kaynaklar kullanılarak gönüllü olarak gerçekleştirilen birtakım yönetsel karar ve uygulamalarla toplum refahına katkıda bulunmak için taahhütte bulunulması” şeklinde tanımlamaktadırlar. (Kotler ve Lee, 2005: 3)
Bir başka tanıma göre, kurumsal sosyal sorumluluk; şirketin ekonomik faaliyetlerini, çalışanlar, hissedarlar, tüketiciler ve toplumdaki bireylerin hiçbirine zarar vermeden, sahip olduğu kıt kaynakları en iyi biçimde kullanarak toplumun istek ve arzularına uygun üretimde bulunmasıdır. (Çelik, 2007: 62)
Modern anlamda kurumsal sosyal sorumluluk kavramının 1920’li yıllarda geliştiğini söylemek mümkündür. Özellikle 1980’li yılların başından itibaren, işletmelerin sadece ekonomik faaliyetleri açısından değil, sosyal sorumluluk faaliyetleri dolayısıyla da değerlendirilmelerinin gerekliliği üzerinde durulmaya başlanmıştır. (Aktan, 2007: 19,22)
Firmalar, sosyal sorumluluk konusuna her geçen gün daha fazla eğilmekte ve daha uzun soluklu ve stratejik kampanyalara önemli ölçüde zaman ve kaynak ayırmaktadırlar. Bunun en önemli nedeni, firmaların sosyal sorumluluk projeleri ve atılımlarının kendilerine ekonomik karlılık ve verimlilik olarak geri döndüğünü keşfetmiş olmalarıdır. (Aktan, 2007: 19) Öte yandan, sosyal sorumluluğun önemini yeterince kavrayamamış firmaları ise büyük tehlikeler beklemektedir. Çevreye duyarlı olmayan, kötü çalışma koşulları sunan ya da vergisi ödemeyen bir işletmenin ne kadar iyi ürün ve hizmet üretip sunmuş olursa olsun varlığını uzun bir süre sürdüremeyeceği bilinmektedir. Öyle ki, günümüz tüketicileri daha bilinçli ve sorgulayıcı olup internet, cep telefonları, sosyal medyalar gibi iletişim teknolojilerinin nimetleriyle bilgiye en kısa sürede detaylı bir biçimde ulaşabilmekte, ‘sivil gazetecilik’ yaparak kendisi de bilgi alışverişi sürecine aktif olarak katılabilmektedir.
İşletmelerin sosyal sorumluluklarının gelişmesiyle paralel olarak raporlama teknikleri de gelişmekte ve ihtiyaçları karşılayabilmek için sürekli yenilenmektedir. Kurumsal sosyal sorumluluğun küresel boyutta öneminin artmasıyla birçok şirket yıllık bilançolarını ve raporlarını hazırlarken kurumsal sosyal sorumluluk konusunda da faaliyet raporu düzenlemeye ve bunu sosyal paydaşlarıyla paylaşmaya başlamışlardır. (Ural, 2006: 45) İşletmelerde finans dışı raporlama da denen sürdürülebilirlik raporlarının nasıl hazırlanacağı konusunda kılavuzluk eden ve en son güncellenmiş haliyle G3 olarak adlandırılan global raporlama işletmelere sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik konusunda belli başlı yönergeler ve standartlar sunmaktadır. Firmalar, G3 kılavuzlarını kullanarak bir anlamda sosyal paydaşlarına ‘sürdürülebilirlikleri’ ve ‘hesap verebilirlikleri’ konusunda taahhütte bulunmaktadırlar. 2007 yılının Temmuz ayına kadar Fortune 500’deki şirketlerden yaklaşık %20’sinin Global Raporlama Kılavuzunu kullanarak kurumsal sürdürülebilirlik raporları yayımlamıştır. (Dilling, 2010: 19) Sosyal sorumluluğun avantajlarını aşağıda görüldüğü şekilde sıralamak mümkündür: (Çelik, 2007: 78)
- İyi bir sosyal çevre oluşturularak şirketin kamuoyunca benimsenmesi sağlanabilir. Yönetim, üretim ve pazarlama gibi işlevlerde toplumsal yapı ile uyum göstermek, olumlu bir imaja dönüşebilir.
- Maliyet gibi görünen bazı düzenlemelerin kar olarak geri dönmesi mümkün olabilir. (örneğin geri dönüşümlü ambalajın kullanılması)
- Toplumsal sorunların tartışılıp çözümlenmesinde görev alarak toplumun önemli bir parçası haline gelinebilir.
- Ekolojik yapıya duyarlı, çevre dostu şirketler haline gelinebilir.
Öte yandan, örgütsel etik kurallarına uymayan ve sosyal sorumluluk konusunda duyarsızlık sergileyen işletmelerde ise; şirketin, sahiplerine, ortak ve yöneticilerine duyulan güvenin yitirilmesi, imaj kaybı, grup çalışmalarının azalması ya da grup etkinliğinin kaybedilmesi, örgütsel iletişimin azalması ya da zarar görmesi, özsaygının kaybolması, bağlılık duygusunun azalıp biz duygusunun kaybedilmesi, iş devir hızı ve oranının yükselmesi, motivasyon eksikliği ve performans kaybı gibi olumsuzlukların görülmesi kaçınılmaz olacaktır. (Çelik, 2007: 79)
İşletmelerin pazarlama açısından karşılaştıkları en büyük güçlük ise markaların giderek önemini yitirdiği bir pazar yapısına doğru gidiştir. Kendi markalarını pazara sunan ve büyük ölçekli satın alma gücüne sahip olan perakendecilerin artan gücü, marka sahiplerini bir yandan marka değeri yaratarak ürünlerini farklılaştırmaya çalışmak, bir yandan da perakendecilerin piyasaya sürdüğü markaların fiyatlarıyla rekabet etmek konusunda zorlamaktadır. ( Pringle ve Thompson, 2000: 13 ve Odabaşı ve Oyman, 2002: 194)
Müşterileri elde etmenin ve tutmanın her geçen gün güçleştiği hiper rekabet ortamında firmalar veri tabanı pazarlaması ve bağlılık programlarının yanında bazı soyut değerler sunmak ve taahhütlerde bulunmak zorundadır. ( Pringle ve Thompson, 2000: 15)
Günümüzde sosyal sorumluluk çabalarının başarıya ulaşabilmesi, büyük ölçüde sürdürülebilirlik ve hesap verebilirlik fonksiyonlarının yerine getirilmesi ile mümkündür. Sürdürülebilirlik, işletmenin faaliyetlerinin ve ekonomik gelişmenin çevreye zarar vermeden ve gelecek nesillere aktarılacak ekonomik, sosyal ve çevresel seçenekleri kısıtlamadan sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Hesap verebilirlik ise, kuruluşların soruşturmaya ve araştırmaya açık olmaları, kendi çıkarları ya da yakın çevrelerinin çıkarları doğrultusunda değil, toplumsal çıkarlar doğrultusunda hareket ettikleri konusunda düzenli olarak topluma hesap vermeleridir. (Ural, 2006: 35-36)
Özetle; sosyal sorumluluk kampanyaları, markaların, perakendecilerle rekabet etmelerinde, geleneksel reklam mecralarında dikkat çekmeye çalışan milyonlarca mesajın arasından etkili ve anlamlı bir mesajla sıyrılarak tüketiciye ulaşabilmelerinde, daha da önemlisi müşterilerine ve tüketicilerine somut değerler yanında soyut, duygusal değerler sunarak sadakatlerini artırmada önemli rol oynamaktadır.
Sosyal sorumluluk kampanyaları içinde sıklıkla başvurulan bir araç olan neden temelli pazarlama(cause-related marketing), çoğu zaman tek başına sosyal sorumluluk kampanyası olarak algılanabilmekte ve kamuoyuna sosyal sorumluluk projesi şeklinde duyurulabilmektedir.
Neden temelli pazarlama, kurumun ürün satışlarından belli bir amaç için katılım veya karın belli bir bölümünü bağışlamasıdır. Genellikle bu tarz çalışmalar, belirli bir hayır kurumu için, belirlenmiş bir ürün ile ve belirlenmiş bir süre için uygulanmaktadır. Hayır kurumuna fayda sağlarken aynı zamanda belli bir ürünün satışını artıracak şekilde karşılıklı fayda sağlamak üzere bir ilişki tasarlanmaktadır. (Ural, 2006: 48-49)
Neden temelli pazarlama çabaları ile işletmeler sosyal sorumluluk çabalarını farklı şekillerde destekleyebilir. Bu destekler; satışlardan belli bir payın aktarılması ya da satış birimi bazında desteklerin verilmesi şeklinde değişim programları, işletmenin tek başına ya da başka bir işletmeyle müşterek olarak gerçekleştirebileceği doğrudan parasal olmayan mesaj programları ile kar amacı gütmeyen organizasyonlarla ortaklaşa düzenlenen izinli programlar şeklinde ortaya çıkabilir. (Torlak, 2007: 89) Dolayısıyla, stratejik ve uzun soluklu bir çalışma olan sosyal sorumluluk kampanyaları ile neden temelli pazarlama birbirinden farklı iki konsept olarak düşünülmelidir.

FİRMALARIN SOSYAL SORUMLULUK ALANI OLARAK ‘ENERJİ’

Enerji konuları ve özellikle enerji güvenliği konusu 21. yüzyılda politik gündemin ilk maddeleri arasında yerini almaktadır. Kalicki ve Goldwyn (2005:9) enerji güvenliğini, ulusal gücün devamlılığı için gerekli olan enerji kaynaklarına ulaşma yeteneği olarak tanımlamaktadırlar. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ise enerji güvenliğini uygun, karşılanabilir ve güvenilir enerji kaynağı olarak tarif eder. (http://www.iea.org). Daha açıkça ifade etmek gerekirse, karşılanabilir, güvenilir ve çeşitli petrol ve gaz kaynaklarını ve bunların gelecekteki eşdeğerlerini pazara taşıyabilme gücüdür.(Smith,2000:35) Pek çok uzman, petrol talebinin 21. yüzyılda doruğa ulaşacağına ve petrol miktarının buna paralel olarak azalmaya başlayacağına inanmaktadır.( Fanchi,2005:1) Enerji, ulaşım, aydınlatma, ısınma, gıda saklama ve pişirme, iletişim, ticari ve endüstriyel süreç gibi yaşam kalitesini yükselten, ekonomik ve sosyal gelişime katkıda bulunan pek çok önemli hizmeti yerine getirir. Enerji stratejisi tanımlandığında hedeflere ulaşmak için enerji politikası da oluşturulmalıdır. (Nersesian,2006:369)
1987’de Ortak Geleceğimiz Raporu’nda da ele alınan çevre ve güvenlik bağlantısı, devletlerin devam eden çevresel bozulmalara yönelik sorumluluklarını ve çevresel konuları güvenlik boyutuna taşımış, politika basamaklarında önem sırasını yükseltmiştir. Bu, politik önceliklerin yeniden listelenmesini gerektirmiş, çevresel kavramlar, stratejik tartışmaların konusu olmuştur.(Barnett ve Dovers, 2001:101) Luft ve Korin, bir enerji kaynağı olarak petrolün savaşa değip değmeyeceğini sorgulamıştır. (Luft ve Korin,2009:66) Yaygın bir görüşe göre, kaynak yönetiminin askerileşmesi, enerji müşteri ve üreticilerinin global enerji pazarlarındaki ticari ve ekonomik konularda olduğu kadar politik ve stratejik hesapları konusundaki davranışlarına temel olan eğilimlerini ifade etmektedir. (Moran ve Russell,2008:211)
20. yüzyılın petrol çağı olması gibi, 21. yüzyılın da başta rüzgar ve güneş olmak üzere yenilenebilir enerji teknolojilerinin çağı olacağı söylenebilir. AB ülkelerinde yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimine katkısı her geçen yıl artmaktadır. 1990 - 2006 döneminde AB ülkelerinde yenilenebilir enerjiden elektrik üretimi kapasitesi %56 artarak 2006 sonu itibarıyla AB’deki toplam elektrik enerjisi ihtiyacının %14,5’i yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmaya başlanmıştır.
Ayrıca AB, yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi oranını 2020’ye kadar %20 düzeyine çıkarmayı hedeflemektedir.(Strategic Research Agenda; Market Deployment Strategy From 2008 to 2030, European Wind Energy Technology Platform, 2008)
Sektörel açıdan bakıldığında, enerji talebi açısından, elektrik üretim sektörü en hızlı büyüyen sektör olacaktır. Bu alanda Asya ve Güney Amerika’nın, en çok tüketim artışı gösteren bölgeler olacakları öngörülmektedir. Doğalgaza giderek artan talep, özellikle de enerji üretimi dikkate alındığında, yeni jeopolitik gelişmelere ve uluslararası planda yeni bağımlılık ve saflaşmalara yol açabilecektir. Teknolojik değişim ve gelişmeler, enerjinin etkin kullanımı açısından önemli katkılar sağlamakta ve bu yönüyle daha önceki arz-talep dengelerini değiştirmektedir. BP’nin verilerine göre; dünyanın tespit edilmiş petrol rezervlerinin kullanılabilir miktarı 130 milyar ton civarındadır. Halen yıllık petrol tüketimi 4 milyar ton olarak düşünülürse mevcut rezervlerin 30 yıl yeterli olacağı beklenmektedir. (BP,“Statistical Review of World Energy”, http://www.bp.com/productlanding.do?categoryId=6929&contentId=7044622) AB enerji politikasının, üç temel amacı rekabet gücü, enerji arz güvenliği ve çevrenin korunmasıdır (Harrop,2000:185). Bu amaçlar gerçekleştirilirken, toplam enerji tüketiminde kömürün payını koruyarak, doğalgazın payını arttırmak, nükleer enerji santralleri için azami güvenlik şartları tesis etmek ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payını arttırmak hedeflenmektedir. (European Commission,2006).
Güncel iklim değişikliği politikası çalışmaları genellikle Kyoto politikasıyla uygunluk maliyetleri konusuna odaklanmıştır. Bu çalışmalarda, sanayileşmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerin aksine emisyonları belli bir seviyeye çekmeleri (yaklaşık 1990 seviyesinde) gerekliliği işlenmiştir.(Weyant ve Hill,1999:7) Enerji güvenliğini sürdürmek için ülkeler bazı prensiplere uymalıdırlar.(Yergin,2006:77) İlki ve en aşina olunanı, Churchill’in 90 yıl önce öngördüğü, kaynakların çeşitlendirilmesi prensibidir. İstikrarlı pazarları temel meselesi olarak gören bir ülkenin kaynaklarını çeşitlendirmek, alternatifler sunmak, bir kaynağın yok olmasının yarattığı tehlikeyi azaltır. Fakat çeşitlendirme yeterli değildir. İkinci prensip esneklik yani enerji kaynak sisteminde güvenlik marjıdır. Bu marj, kaynak krizi durumlarında bir tampon görevi görerek şokları bir nebze olsun azaltır. Bir diğer prensip bilginin önemi üzerinedir. Yüksek kalitede bilgi pazarların fonksiyonlarını yüzde yüze yakın oranda yerine getirmesini sağlar. (Yergin,2006:81-83)
8 Mart 2006 tarihinde Avrupa Komisyonu “Sürdürülebilir, Güvenli ve Rekabetçi Enerji İçin Avrupa Stratejisi” başlıklı yeni “Green Paper”ı yayınlamış ve belgede, öncelikli olan altı konu tanımlanmıştır: (Bahgat,2006:962-7)
- Avrupa’daki dahili elektrik ve gaz pazarlarının tamamlanması
- Üye ülkeler arasında dayanışmayı arttırmak
- Çeşitli, verimli ve sürekli enerji karışımı oluşturmak
- İklim değişikliğine karşı bütünleşik bir yaklaşım geliştirmek
- Stratejik bir enerji teknolojisi planı oluşturmak
- Tutarlı bir dış enerji politikası oluşturmak.
Çevre devrimi ile başlayan süreçte firmalar, hem kirlenmeyi azaltmak hem de karlarını artırmak amacıyla sürdürülebilir bir küresel ekonomi geliştirmeye katkı sağlamaktadırlar. (Hart, 2000:123) Sosyal sorumluluk alanlarından biri olan doğal yaşamı koruma sorumluluğu; doğal kaynakların sağduyulu kullanımını, enerji tasarrufunu, kirlilik yaymayı sınırlandırmayı ve atık yönetimini içermektedir. (Hoffman, W.M. 2001: 435) Firmaların çevre için yaptığı tasarımlar sonucunda yeniden kullanıma sokulması ya da dönüştürülmesi daha kolay ürünler geliştirmek ve bu sayede malzeme ve enerji tüketimini azaltarak kar elde etmek mümkün olur. (Hart, 2000: 136)
Nitekim sosyal hesap verebilirlik prensiplerinden ve standartlarından biri olan CERES Prensibinin, şirketlerin çevresel performanslarını ve hesap verebilirliğini değerlendirmekte olduğu on maddelik davranış kurallarından biri “enerjinin tasarrufu”dur. Davis Young’ın “Building Your Company’s Good Name” adlı kitabında belirttiği ‘Sosyal Sorumluluk Sahibi Kurumların En Önemli 20 Özelliği” arasında da “kurum içinde enerji koruma programı planlama” şeklinde bir madde bulunmaktadır. (Ural, 2006: 47)
Yaklaşık bir milyar insan, pazar ekonomisinin gelişmiş ülkelerinde yaşamakta olup bu varlıklı toplumlar, dünya enerjisinin ve kaynak tüketiminin %75’inden sorumludur ve büyük bir endüstriyel, toksik ve tüketici atığına yol açmaktadır. Ne var ki, böyle yoğun bir enerji ve malzeme kullanımına karşın, gelişmiş ekonomilerde kirlenme düzeyleri diğerlerine göre daha düşüktür. Çünkü, gelişmiş ülkelerdeki katı çevre düzenlemeleri, kirletici faaliyetlerin gelişmekte olan ülkelere kaydırılmasına neden olmuş ve sonuç olarak gelişmiş dünyadaki yeşilleşme, gelişmekte olan ekonomilerdeki çevrenin kirletilmesi pahasına gerçekleştirilmiştir. (Hart, 2000: 126-27)
Son yıllarda sosyal sorumluluk kavramıyla ilgili geliştirilen teorik çalışmalarda artış gözlenmektedir. İşletme ve toplum ilişkisini tanımlamaya çalışan belli başlı üç yaklaşım bulunmaktadır. Sosyal paydaşlar teorisi, normatif teori ve sosyal kontrat teorisi olarak sıralanabilen bu teorilerden sadece sosyal paydaşlar teorisinde ekolojik çevreyi de ele alan bazı çalışmalar mevcuttur. Belli başlı sosyal paydaşlar, tüketiciler, tedarikçiler, hükümet, rakipler, çalışanlar, genel kamuoyu olarak düşünülebilir. Son yıllarda ekolojik çevrenin de zaman zaman sosyal paydaşlar arasında dikkate alındığı görülmektedir. Bu nedenle bu grupların çıkarlarının göz önünde bulundurulması ve tatmin edilmesi gerekir. (Sönmez ve Bircan, 2004: 4-5)
Ekonomisiyle dünyada ikinci, asya-pasifik bölgesinde ise birinci sırada yer alan Japonya’da 2008 yılında gerçekleştirilen ve ağırlıklı olarak Kyoto Protokolünün iklim değişimi aksiyon planı üzerinde durulan G8 zirvesi sonunda, Japon hükümeti bir dizi kararlar alarak işletmelere protokol çerçevesinde sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulunmuştur. Japonya’da başlayan stratejik dönüşümle birlikte, çevre ile ilgili düzenlemeleri içeren ISO 14001 standardına sahip firma sayısı 2001 yılında 8123 iken 2006 yılına gelindiğinde 22593’e ulaşmış, çevre konusunda ar-ge çalışmalarına daha fazla finansal destekte bulunulmuştur. Modern çevresel yönetimde dikkat çeken en önemli paradigma ise, işletmelerin hissedarlar kadar diğer sosyal paydaşları için de sosyal sorumluluk çalışmalarına başlaması gerekliliğinin altının çizilmesidir. (Park, 2008: 407, 412, 414, 419)

TÜRKİYE’DEKİ FİRMALARIN ‘ENERJİ’ TEMALI SOSYAL SORUMLULUK KAMPANYALARI

Türkiye, başta Orta Doğu ve Hazar Havzası olmak üzere, dünyanın ispatlanmış gaz rezervlerinin yüzde 71,8’inin ve ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 72,7’sinin bulunduğu bir bölgede yer almaktadır. Bu nedenle, Türkiye, kaynak ülkeler ile tüketici pazarları arasında doğal bir köprü işlevi görmekte ve kaynak ve güzergâh çeşitlendirilmesi yoluyla enerji güvenliğinin sağlanmasında önemli bir ülke olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye sadece Doğu-Batı Enerji Koridoru değil aynı zamanda Kuzey-Güney ve Güney-Batı Enerji Koridoru olma yolunda da önemli ilerlemeler sağlamıştır. (“Türkiye'nin Bölgesel Enerji Güvenliğinde Yeri ve Rolü”, Sinan Oğan, http://www.avsam.org/tr/a1884.html) 2009 yılında yayınlanan Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Stratejik Plan Taslağı (2010-2014) Türkiye’nin enerji güvenliği ile ilgili bazı analizlere yer vermiştir. Buna göre Türkiye için, dışa bağımlılık oranımızın yüksek olması, yerli kaynaklarımızın elektrik enerjisi üretiminde kullanılması için yüksek finansal kaynak gereksinimi, fosil kaynak rezervlerinin tükenebilir olması nedeniyle bu kaynakların fiyatlarının artması sonucu arz güvenliğinin tehlikeye girmesi, diğer ülkelerin enerji politikalarının ülkemizin enerji terminali olma hedefi ile çatışması, sera gazı emisyonlarında artış ve iklim değişikliği, nüfus artış hızımızın dünya ortalamasının üzerinde olması, AB’ye uyum kapsamında getirilecek kısıtlamalar, hidrolik kaynakların kullanımında dış etkiler birer tehdit unsuru olarak belirtilmiştir.
Belgede ele alınan diğer bir konu Türkiye’nin enerji alanında bölgesel ve küresel etkinliğidir. Güneş enerjisi ve rüzgar enerjisinin kullanımı için pilot çalışmalar yapılması, AB Enerji Müktesebatı ile uyumluluk sağlanması da belgede vurgulanan noktalardandır. (Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Stratejik Plan Taslağı (2010-2014):8, 17-18)
Jeostratejik konumumuzu etkin kullanarak enerji alanında bölgesel işbirliği süreçleri çerçevesinde Türkiye’yi enerji koridoru ve terminali haline getirmek önemli amaçlardan biridir. Şehirleşme, sanayileşme, teknolojinin yaygınlaşması, nüfus ve refah artışına paralel olarak enerji tüketimi de artmaktadır. Buna karşılık enerji tüketiminin mümkün olan en alt düzeyde tutulması, enerjinin en tasarruflu ve verimli bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Enerji kaynakları açısından zengin olmayan ülkemizde, bu alanda halen yüzde 62 düzeyinde bulunan dışa bağımlılık, tüketim gelişirken zaman içinde artacaktır. Enerji kaynakları, üretim ve tüketim aşamasında çevreyi olumsuz etkileyen özelliklere sahiptir. Çevresel sorunların giderilmesi ise önemli bir maliyet unsurudur. Küresel kirlenme uluslararası alanda ortak politikalar oluşturulması gereken konulardan biri haline gelmiştir. (Akpınar vd., 2008: 12)
Türkiye’nin enerji stratejisinin temel hususları şöyledir: (Alemdaroğlu, 2007: 41- 42)
1. Enerji kullanımında verimliliği ve tasarrufu artırmak,
2. Yeni teknolojilerle enerji üretimini çeşitlendirmek, birincil kaynakları öncelikli kullanmak,
3. İnsan ve çevre sağlığını dikkate alarak alternatif enerji kaynaklarını da artırmak suretiyle sürdürülebilir enerji arzını sağlamak,
4. Avrasya diye tabir edilebilecek ve daha çok Orta Asya-Kafkaslar ve Ortadoğu bölgesini içeren doğunun zengin enerji kaynaklarının batı piyasalarına taşınması sürecinde bir köprü konumunda olmak,
5. Bunu yaparken de ülkenin ihtiyaç duyduğu enerjiyi temin etme yönünde Türkiye’yi bir “Enerji Koridoru” ve “Enerji Terminali” konumuna getirmek,
6. Daha genel anlamda, küresel anlamda enerji ekseninde sürüp giden belirsizliklerin, çatışmaların azaltılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve küresel enerji kaynaklarının daha barışçıl bir şekilde insanlığın hizmetine sunulması yönünde katkıda bulunmaktır.
“Türkiye’nin uzun dönem enerji arz ve talep durumunu belirlemek üzere Enerji Bakanlığı’nın başkanlığında TEİAŞ, DPT, Hazine, EPDK ve diğer ilgili kuruluşların katılımıyla yapılan talep projeksiyonu çalışmaları sonucu bir tahmin yapılmıştır. 2005 yılı itibariyle Türkiye’nin birincil enerji talebinin ancak %29’u yerli kaynaklar ile karşılanabilirken bu oranın 2010 yılında %30, 2020 yılında ise %32’ye ulaşması öngörülmektedir.” (Alemdaroğlu, 2007: 41)
Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik eden 5346 sayılı yenilenebilir Enerji Kanunu’nun 10 Mayıs 2005 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte hem Türkiye’nin enerji konusunda dışa bağımlılığı azaltmak yönünde hem de sera gazı emisyonunun azaltılması ile uluslar arası gereklilikleri yerine getirme yolunda önemli bir adım atılmıştır. Bu kanun ile Türkiye’nin enerji politikalarının Avrupa Birliği çizgisine taşınması hedeflenmiştir. (Göcenoğlu ve Onan, 2008:13) Ayrıca bu kanunun doğal olarak AB’ye uyum sürecinde şirketlerin sosyal sorumluluk kampanyalarını planlarken enerji konusunu öncelikli olarak ele almaları gibi bir sonucu da beraberinde getireceği öngörülmektedir. Görüldüğü üzere, Türkiye’de enerji konusunun öncelikli olarak ele alınması ve bu anlamda sorumluluğun işletmelerle paylaşılması gerekmektedir. Bunun için de firmaların sosyal sorumluluk kampanyalarında ve proje bazlı çalışmalarında daha fazla enerji konusunda eğilmeleri ile mümkün olacaktır.
Birleşmiş Milletler de Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk konusu üzerinde aktif bir şekilde durmaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının (UNDP) 2006-2010 stratejik planında Türk Hükümetiyle de üzerinde uzlaşılan ve UNDP’nin proje uygulamaları ve politika önerileri ile destekleyeceği 3 temel alan bulunmaktadır. Bunlar; demokratik yönetim için kapasite geliştirme, yoksulluğu azaltmak için çalışma ve savunuculuk, çevre ve sürdürülebilir kalkınmadır. (Göcenoğlu ve Onan, 2008: 8)
Türkiye’de çalışmalarını doğrudan kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilir kalkınma konularına odaklamış sadece iki dernek bulunmaktadır. Bu dernekler Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’dir. Diğer birçok dernek kurumsal sosyal sorumluluk konusunda çalışmakla birlikte konuyu alt başlık olarak ele almaktadırlar. Uslu ve diğerlerinin Türkiye’de tüketicilerin sosyal sorumluluk kampanyalarına ve sorumlu şirketlere karşı tutumunu inceleyen araştırmasında (2008: 11), tüketicilerin sosyal sorumluluk kampanyalarına yönelik genel anlamdaki inançlarının pozitif olduğu ve kampanyalara yönelik sağladıkları desteğin yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, sosyal sorumluluk kampanyası ile oldukça başarılı sonuçlar elde etmiş, sonuçları itibarıyla reel anlamda toplum açısından değer yaratan sosyal sorumluluk kampanyalarını düzenleyen firmaların, yürüttükleri faaliyetlerin tüketicilerin ticari sorumluluk algılamalarına da doğru orantılı olarak yansıdığının görülmesi çalışmanın önemli bulgularından biridir. Bu sonuç, sosyal sorumluluk ve ticari sorumluluk algılamalarının paralel gitmesinin kurumsal imaj açısından gerekliliğini öneri olarak ortaya koymaktadır. (Uslu vd. 2008: 12) Tüm ulusal gazetelerde sosyal sorumluluk ifadesi yer alan haberler incelendiğinde; 2005 yılında 1415 ve 2006 yılında ise 2272 haber yayınlandığı görülmektedir. Detaylı bir analiz için beş gazeteden oluşan (sabah, Hürriyet, Cumhuriyet, Zaman ve Dünya) bir örneklem seçilmiş ve seçilen 751 haber, konularına göre de incelenmiştir. Tüm kurumsal sosyal sorumluluk haberleri içinde ‘eğitim’ konulu olanlar yüzde 37.7 ile birinci sırada yer almaktadır. Eğitimi, sırasıyla ‘çevre’ (yüzde 18.2), ‘sağlık’ (yüzde 12.3), ‘kültür-sanat’ (yüzde 11.4) ve ‘kalkınma’ (yüzde 7.4) haberleri izlemektedir. (Göcenoğlu ve Onan, 2008: 19)
Bazı gazeteler ve televizyon kanalları da çeşitli kampanyaları desteklemiştir. CNN Türk, organ bağışı kampanyasını, Milliyet, kız çocuklarının eğitimi projesini, Hürriyet ise ‘aile içi şiddete son’ kampanyasını desteklemiştir. Radikal gazetesi çevre ve iklim değişikliğini konu alan ve her gün yayınlanan bir ‘çevre bölümü’ içermektedir. (Göcenoğlu ve Onan, 2008: 19)
Capital aylık iş dünyası dergisi Nisan 2007’de “Kurumsal Sosyal Sorumluluk Liderleri” adıyla yaptığı araştırmayı açıklamıştır. Araştırma GFK ortaklığı ile gerçekleştirilmiş ve gerek toplumun gerekse çeşitli şirketlerin görüş ve beklentilerine yer vermiştir. Sonuçlar, halkın şirketlerin öncelikle eğitim, bunu takiben sağlık, çevre ve aile içi şiddet gibi konulara odaklanmasını ve bu alanları desteklemesini istediğini ortaya koymuştur. Yine GFK’nin yürüttüğü Eylül 2007’de gerçekleştirilen ‘Şirketler Ne Diyor?’ araştırmasına göre; araştırmaya katılanların sadece %44’ü sponsorluğu bir pazarlama aracı olarak gördüklerini belirtirken, %22’si bunu bir sosyal sorumluluk olarak tanımlamış ve %34’ü de sponsorluğun her iki amaca da hizmet ettiği görüşünü savunmuştur. Tüm grubun %89’u sosyal içerikli projelerin (eğitim, sağlık, çevre vb.) en başarılı projeler olduğu inancına sahiptir. (Göcenoğlu ve Onan, 2008: 31)
Eurosolar, yenilenebilir enerji kullanımını destekleyen ve cesaretlendiren projelere her yıl ‘Avrupa Güneş Ödülü’ vermektedir. 1994 yılından beri Türkiye iki kez bu ödülü sahiplenmiştir. Bu ödüllerden ilki Eğitim kategorisinde olup 1997 yılından bu yana gerçekleştirdiği toplantılar aracılığıyla ulusal enerji yönetimi, enerjinin etkin kullanımı, rüzgar ve güneşten elektrik üretimi konularında Türkiye’de yaşanan sorunların tanımlanması ve çözüm aranmasına öncülük eden Sarıgerme Enerji Grubu’na verilmiştir. (Göcenoğlu ve Onan, 2008: 33) İkinci ödül ise ‘yenilenebilir kaynak kullanımı kurulumu sahipliği’ kategorisinde, 1968’den bu yana İstanbul’da faaliyet gösteren ve özellikle teknik tekstil üretimi yapan bir şirket olan Sunjut’a verilmiştir. Şirket yönetimi, ulusal ve uluslar arası pazarda konumunu güçlendirmek için kullanılan elektrik enerjisinin bir bölümünü rüzgardan sağlama kararı alarak bu ödüle hak kazanmıştır.(Göcenoğlu ve Onan, 2008: 9, 33)
Türkiye’de son dönemlerde dikkat çeken başlıca sosyal sorumluluk projeleri arasında enerji ve sürdürülebilir kalkınma konularında yapılan bazı kampanyalar da yer almaktadır.
Toyota’nın "İklim değişikliği: Enerji Tasarrufu Yapalım!" teması ile yürütülen proje kapsamında, Türkiye’de "Çevreye saygı" yaklaşımı ve TURÇEV işbirliği ile 2007 yılından itibaren desteklediği sosyal sorumluluk projesi "Eko-Okullar: Çevre ve İnovasyon Yarışması” başarılı bir sosyal sorumluluk aktivitesi olarak değerlendirilebilir. Öyle ki, proje uzun soluklu bir biçimde stratejik olarak planlanmış ve toplumun değişik kesimlerince uygulanabilirliği ve katılınabilirliği sağlanmıştır. Proje, Toyota Avrupa Fonu ve Eko-Okullar Uluslararası Programı’nın uluslararası çapta Eko Okullarda başlattığı Çevre ve İnovasyon yarışması ile öğrenciler yaşadıkları çevrenin sorunlarına yaratıcı çözümler bulup hayata geçirmeleri için cesaretlendirmede önemli bir rol oynamıştır. (http://www.toyota.com.tr/about/news_and_events/eko-okullar-2009.aspx) Toyota, adı geçen proje kapsamında, küresel ısınmanın yarattığı tehditlere karşı "You Control Climate Change" sloganıyla global bir bilinçlendirme kampanyası yürütmekte olup 2004 yılından beri her Haziran ayını "Green Month / Çevre Ayı" olarak kutlamaktadır. Toyota Plazalar’dan hem sürüş esnasında, hem de evlerde enerji tasarrufu sağlamaya yönelik eko-rehberler dağıtılması da (http://www.toyota.com.tr/turkey-local/yasamda_toyota_cevre.aspx) projenin tüm kesimlere ulaştırılması için etkili bir araç olarak göze çarpmaktadır. Evde ve otomobillerde nasıl enerji tasarrufu yapabileceğimizi gösteren küçük ipuçlarının yer aldığı "Eko-Ev" ve "Eko-Sürüş" adındaki rehber kitapçıklar, çevre koruma adına büyük yararlar sağlayacak öneriler içermekte ve "Bireysel çabalarla toplumsal faydalar yaratılabilir" mesajını veren Toyota, çevre konusunda toplumu bilinçlendirmeyi ve harekete geçirmeyi hedeflemektedir.
Türkiye’de faaliyet gösteren global firmalardan biri olan LG Electronics firması da fabrikalarında sera gazı emisyonunu azaltacak teknolojileri geliştirmek üzere çeşitli stratejiler uygulamaktadır. LG aynı zamanda, ürünlerinin enerji verimliliğini sürekli artırarak, LG ürünlerinin neden olduğu dolaylı sera gazı emisyonlarını da en aza indirmeye çalışacaktır. LG Electronics BM'nin ve diğer saygın kuruluşlar tarafından belirlenen "global ısınmayı durdurmak için 2050 yılında CO2 emisyonlarını 1990'daki değerlerin en az yüzde 50 altına çekme" politikasına kendini adamıştır ve bunu bir zorunluluk olarak kabul eder. LGE, global sera gazı emisyonunun 2015'te zirveye ulaşacağı düşüncesine de katılmaktadır. LG Electronics global ısınmayı engellemek için, şirketin tüm ticari değer zincirini kapsayacak bir plan tasarlamaktadır. Bu planın bir parçası olarak LG, şirketin yerel iş yerlerinde Greenhouse Gas-GHG(Sera Gazı) envanteri oluşturmuştur. Ayrıca LG, enerji verimli ürünleri üreterek ve CDP*1 2008'e tam anlamıyla uyarak, genel olarak ürünlerinde CO2 azalmasını sağlamıştır. (1 CDP: Carbon Disclosure Project.)
(http://www.lg.com/tr/lg-hakkinda/surdurebilirlik/cevre/co2-enerji.jsp) LG’nin projesi de kurumsal sosyal sorumluluğun sürdürülebilirlik ilkesiyle örtüşen başarılı bir sosyal sorumluluk kampanyasıdır. Öyle ki, şirket, tüm sosyal paydaşları kapsayan bir planı adım adım uygulamaya koymakta ve çevre ve enerji ile ilgili üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu beyan ederek kaynak kullanımında ve üretim aşamalarında ‘hesap verebilir’ bir konumda olduğunu göstermektedir.
Sosyal sorumluluk projelerine dar anlamda hizmet eden neden temelli pazarlama ya da proaktif halkla ilişkiler aktivitelerine de başarılı örnekler vermek mümkündür. Türkiye’de büyük bir pazara sahip olan mobil telefon markası Nokia, cep telefonlarında enerji tasarrufu alarmı uygulamasına geçeceğini bildirmiştir. Nokia Türkiye'den yapılan yazılı açıklamada, 1200, 1208 ve 1650 model cep telefonlarında başlayan uygulamanın zaman içinde tüm Nokia ürünlerinde kullanılmaya başlanacağı belirtmiş ve batarya dolduğunda şarj cihazının fişinin prizden çekilmesi için kullanıcıları uyaran cep telefonlarındaki bu uygulama sayesinde, bir yıl içinde 85 bin evin enerji ihtiyacını karşılayacak kadar enerji tasarrufu sağlanacağının tahmin edildiği bildirmiştir. Cep telefonu şarj edildikten sonra şarj cihazının fişinin prizden çekilmemesi halinde telefonun harcadığı enerjinin yaklaşık üçte ikisi kadar enerjinin boşa harcandığına dikkat çekilen açıklamada, bataryanın dolduğunu bildiren yeni alarmların da kullanıcıların cihazları prizden çekmelerini sağlayarak bu konuda önemli rol oynadığı vurgulanmıştır.
(http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:XhXKWwSzyUJ: baybul.com/genel-konular/196337-nokiadan-ceplerde-enerji-tasarrufualarmiuygulamasi.html+Nokia,+batarya+doldu%C4%9Funda&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&lr=lang_en|lang_tr&client=firefox-a) Öte yandan, Türkiye’de Shell ve Philips’in bir ay süren enerji tasarruflu ampul kampanyası da nedene bağlı promosyon olarak düşünülebilir. Çünkü, işletmeler bir sosyal neden yaratarak bu sosyal sorunu çözmede bir araç olarak kullanılabilecek ürünü promosyon olarak vermektedirler. Bu sayede sosyal nedene ve sosyal problemin çözümüne promosyonlarla tüketicilerin katkıları çekilmiş bir anlamda işletmeler, verdikleri promosyonla bu sürece katkıda bulunmuş olmaktadırlar.
Nokia’nın kampanyasına benzer uygulamaları, tek başına sosyal sorumluluk kampanyası olarak değerlendirmek mümkün değildir. Öncelikle, kampanya Nokia kullanıcılarını, müşterileri ve potansiyel tüketicileri ele almakta ve verilen mesajlar ve elde edilecek faydalar bir anlamda adı geçen hedef kitle ile sınırlı kalmaktadır. Nokia’nın pazarda rekabetçi avantaj elde etmesine yarayacak olan bu ürün satışlarını da büyük ölçüde olumlu yönde etkileyecek ve çevreye duyarlı tüketicilerin Nokia’ya yönelmelerini sağlayacaktır. Çevre ve enerji temasının bir pazarlama nedeni ve fonksiyonu olarak kullanıldığı bu tür uygulamaların işletmeler için ‘neden temelli pazarlama’ aktivitesi olarak değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

SONUÇ

İşletmeler, gün geçtikçe toplumsal konulara daha fazla duyarlılık göstermek ve bu bağlamda belli başlı sosyal sorumluluk standartlarına uymak zorundadırlar. İşletmelerin kar elde etmek gibi ekonomik sorumlulukları yanında yasal, etik ve gönüllü olarak nitelendirilebilecek sosyal sorumlulukları bulunmaktadır. Sosyal sorumluluğun sürdürülebilirlik ve hesap verebilirlik ilkeleri ile desteklenmesi gerekmektedir. İşletme, üretim yaparken kaynakların gelecek nesillere aktarılabilecek şekilde tüketildiğinden emin olmalı ve aynı zamanda sorumluluğu ile ilgili olarak sadece finansal paydaşları olan hissedarlarına değil çalışanlarından tedarikçilerine, müşterilerinden kamuoyuna kadar tüm sosyal paydaşlarına hesap verebilecek kadar şeffaf ve duyarlı olmalıdır.
Sürdürülebilir kalkınmanın en önemli unsurları olan çevre ve enerji, korunması ve tasarrufla kullanılması gereken sınırlı kaynaklar olarak işletmelerin özel ilgisini ak etmektedir. Nitekim tüm dünyada başta global işletmeler olmak üzere işletmelerin birçoğu yıllık raporlarındai misyon ve vizyon ifadelerinde hatta kurum sloganlarında artan bir biçimde çevre ve enerji konularına olan duyarlılıklarını vurgulamakta ve stratejik planlar çerçevesinde sosyal sorumluluk projeleri ile üzerlerine düşen görevi yapmaya hazır olduklarını beyan etmektedirler. Türkiye’de başta global şirketlerin başlattığı projelerin yerel uyarlamaları olmak üzere çok sayıda sosyal sorumluluk projesinde çevre ve enerji konularına değinilmektedir. Ancak, sosyal sorumluluk değerlendirme raporunda da görüldüğü üzere enerji temalı sosyal sorumluluk kampanyalarının sayısı genel olarak diğer kampanya temaları ile kıyaslandığında oldukça düşüktür. Türkiye’de firmaların en fazla sorumluluk projesi gerçekleştirdiği alan, eğitim ve çevredir. Tüketiciler açısından bakıldığında da yine işletmelerin sosyal sorumluluk projesi geliştirmesini beklediği alanların başında ‘eğitim’ gelmektedir. Şüphesiz ki, diğer gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında başt eğitim olmak üzere birçok temel altyapı ihtiyacının devlet tarafından karşılanamıyor olmasının önceliği eğitimin almasına katkıda bulunduğu bilinen bir gerçektir. Ancak kamuoyunun enerji tüketimi ve tasarrufları hakkında daha fazla bilgilendirilmesi ve konunun kamuoyunun gündemine daha fazla getirilmesi gerekliliği de ortadadır.
Ayrıca, neden temelli pazarlama ya da nedene bağlı promosyonlar ile çevre ve enerji temasını ürün satışlarını artırmak için kullanan şirketlerin bu durumu sosyal sorumluluk olarak algılatma çabalarına karşı da bilinçlendirme çalışması yapılmalıdır. Ayrıca bu firmaların sosyal sorumluluk bilinci ile hareket ederek daha kapsamlı ve uzun vadeli planlarla oluşturulmuş çabalara eklemlenen çalışmalar yapmaları sosyal sorumluluğun enerji tasarrufu adına sonuç aldırmasını kolaylaştıracaktır.

KAYNAKÇA

AKTAN, C.C., (2007) ‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk’, Kurumsal Sosyal Sorumluluk Ed.Coşkun Can Aktan İstanbul: İgiad Yay.
AKPINAR,A. ve KÖMÜRCÜ,M., FİLİZ,M.,(2008) “Türkiye’nin Enerji Kaynakları ve Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma ve Temiz Enerji
Kaynakları”, 7. Ulusal Temiz Enerji Sempozyumu Kitapçığı.
ALEMDAROĞLU, N., (2007) Enerji Sektörünün Geleceği, Alternatif Enerji Kaynakları ve Türkiye’nin Önündeki Fırsatlar, İstanbul: İTO Yay.
ALTUNIŞIK, B. M. (2004). “AB’de Petrol ve Doğal gaz Piyasalarına Yönelik Politikalar ve Türkiye Uygulamaları”, AB’nin Enerji Politikası ve Türkiye
Ankara: Ulusal Politika Araştırmaları Vakfı (UPAV) Yayını.
Ana Britannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Cilt 8. BAHGAT,G.(2006) Europe’s Energy Security: Challenges and Opportunities International Affairs 82: 5 The Author(s). Journal Compilation Blackwell
Publishing Ltd/The Royal Institute of International Affairs, ss.961–975.
BARNETT, J. ve DOVERS, S.(2001) “Environmental Security, Sustainability and Policy”, Pacifica Review: Peace, Security and Global Change, Volume 13, Number 2.
BP, “Statistical Review of World Energy”, (Erişim Tarihi: 20.03.2010) http://www.bp.com/productlanding.do?categoryId=6929&contentId=7044622 ÇELİK, A., (2007) ‘Şirketlerin Sosyal Sorumlulukları’ Kurumsal Sosyal Sorumluluk Ed.Coşkun Can Aktan İstanbul: İgiad Yay.
DALYAN, F. ve GÖKBEL, S.A., (2005) İşletmelerde Sosyal Sorumluluk: İMKB’de İşlem Gören Bankaların Sosyal Sorumluluk Faaliyetleri ile Karlılıkları Arasında İlişki Eskişehir: A.Ü.Yay.
DILLING, P.F.A., (2010), Sustainability Reporting In a Global Context: What are the Characteristics of Corporations That Provide High Quality Sustainability Reports – An Empirical Analysis, The Internatinal Business & Economics Research Journal, 9, 1
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı(2009) Stratejik Plan Taslağı Kitapçığı (2010-2014), Ocak 2009 Başbakanlık 9. Kalkınma Planı, Devlet Planlama Teşkilatı, 2009 Yılı Programı Kitapçığı.
European Commission (2006). European Union Energy and Transport in Figures 2006, Brussels:EC.
FANCHI,John R.(2000) Energy in the 21st Century, ,USA:World Scientific Publishing Company Incorporated.
FURMAN,J. ve BORDOFF,J.E., DESHPANDE,M., J.N. PASCAL (2007) , A n Economic Strategy To Adress Climate Change and Promote Energy Security, The Hamilton Project, Strategy Paper The Brookings Institution. GÖCENOĞLU, C. Ve ONAN, I., (2008) Türkiye’de kurumsal Sosyal Sorumluluk Değerlendirme Raporu, Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği HARROP, J. (2000). The Political Economy of Integration in the European Union, Cheltenham:Edward Elgar.
HART, S.L., (2000) Yeşilleşmenin Ötesinde: Sürdürülebilir Bir Dünya İçin Stratejiler, Şirket Stratejisi Harward Business Review Dergisinden Seçmeler MESS Yay.
HOFFMAN, W.M. (2001) “Business and Environmental Ethics”, Business Ethics (Ed. Hoffman, W.M.; Frederick, R.E.; Schwartz, M.S.), New York: McGraw Hill
KALICKI, Jan H. and David L. Goldwyn.(2005) Energy and Security: Toward a New Foreign Policy Strategy, USA:Woodrow Wilson Center Press.
KOTLER, P. ve LEE, N., (2005) Corporate Social Responsibility, New Jersey: John Wiley&Sons Inc.
LUFT,G. ve KORIN,A.(2009) Energy Security Challenges for the 21st Century: A Reference Handbook, England: ABC Clio Pub.
MORAN,D. ve RUSSELL,J.A.(2008) Energy Security and Global Politics: The Militarization of Resource Management, London: Routledge.
NERSESIAN,Roy L.(2006) Energy for the 21st Century: A Comprehensive Guide to Conventional and Alternative Sources, USA: M.E. Sharpe.
SMITH, S.(2003) International Theory and European Integration,USA: Routledge.
Strategic Research Agenda(2008) Market Deployment Strategy From 2008 to 2030, European Wind Energy Technology Platform.
ODABAŞI, Y. ve Oyman, M., (2002), Pazarlama İletişimi Yönetimi, İstanbul: MediaCat Yay.
ÖZER,S.(2008) Avrupa Birliği, Rusya ve ABD’nin Avrupa Güvenliğine Farklı Yaklaşımlarının Transatlantik İttifakına Etkileri, Akdeniz Üniversitesi İİBF Dergisi (15), ss.170-195.
PARK, J., (2008), ‘Strategy, Climate Change, and the Japanese Firm: Rethinking the Global Competitive Landscape of a Warming Planet’ Asian Business & Management, 7, s.407-423
PRINGLE, H., ve THOMPSON, M., (2000) Marka Ruhu Sosyal Sorumluluk Kampanyaları ile Marka Yaratmak, İstanbul: Scala Yay.
SÖNMEZ, F. ve BİRCAN, K., (2004) ‘İşletmelerin Sosyal Sorumlulukları ve Çevre Sorunlarında Ekonomik Yaklaşımlar’ Yaklaşım Dergisi, Sayı:133 Yıl:12
TORLAK, Ö., (2007) ‘Tüketicilerin Kurumsal Sosyal Sorumluluk Çabalarını Algılamaları’ Kurumsal Sosyal Sorumluluk Ed.Coşkun Can Aktan İstanbul: İgiad Yay.
URAL, E.G., (2006), Stratejik Halkla İlişkiler Uygulamaları, İstanbul: Birsen Yay.
USLU, A., GAMBAROV, V., BAŞÇI, A., (2008) ‘Türkiye’de Tüketicilerin Sosyal Sorumluluk Kampanyalarına ve Sosyal Açıdan Sorumlu Şirketlere Karşı Tutumu’ ODTÜ Muhan Soysal İşletmecilik Konferansı, 3-6 Eylül 2008, www.mskongre.org/doc/ayparuslu.doc Erişim Tarihi: 07.04.2010 Türkiye'nin Bölgesel Enerji Güvenliğinde Yeri ve Rolü”, Sinan Oğan, http://www.avsam.org/tr/a1884.html (E.T.: 20.3.2010)
WEYANT, J. P. ve HILL, J. (1999) Introduction and Overview,” in The Costs of the Kyoto Protocol: A Multi-Model Evaluation,Energy Journal, ss. 7-23.
World Watch Institute,(2005) Dünyanın Durumu 2005 “Küresel Güvenliği Yeniden Tanımlamak”, İstanbul:TEMA Vakfı Yayınları No:45.
http://www.toyota.com.tr/about/news_and_events/eko-okullar-2009.aspx E.T.: 05.04.2010
http://www.toyota.com.tr/turkey-local/yasamda_toyota_cevre.aspx E.T.: 05.04.2010
http://www.lg.com/tr/lg-hakkinda/surdurebilirlik/cevre/co2-enerji.jsp E.T.: 05.04.2010
http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:XhXKWwSzyUJ: baybul.com/genel-konular/196337-nokiadan-ceplerde-enerji-tasarrufualarmiuygulamasi.html+Nokia,+batarya+doldu%C4%9Funda&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr&lr=lang_en|lang_tr&client=firefox-a E.T.: 05.04.2010
YERGIN,D.(2006) , Ensuring Energy Security Foreign Affairs, New York: Mar/Apr 2006.Vol. 85, Iss. 2; pg. 69-76.